Herkes tutturmuştur bir Leylim Ley*, şu İbonun parçası var ya hani.
Mapusa düşenler ve yakınları
duygulanarak söylerler Mapushane Türküsü’nü. Afedersiniz “Burda Çiçekler
Açmıyor”u. İçki masalarının mezesi “aldırma gönül aldırma”. Peki Ebru Gündeş, o
Küçücük Ceylan hangi duygu durumu içerisinde yazmışlar bu güzel türküleri,
şiirleri. Kimler bestelemiş. Nejat Alp? Hiç sanmıyorum.
Peki kim
bu Sabahattin Ali? 1900’lerin ikinci çeyreğinde olabildiğince düzgün
kullanılmış bir Türkçe (mefailümsüleri de bilirdi). İnsanı kâh aşık eden, kâh
sulu-selli mahpuslara sokan duygular, bazen de dağlara kız kaçırtan duygular...
Edebi
hayatına ve tarihlere kısaca değinmek ve de geçmek istiyorum. 1924 Balıkesir
Öğretmen Okulu’nda çıkardıkları okul gazetesinde yayımlanan ilk şiirler ve
öykülerle başlar ilk denemeleri. Sonra Çağlayan dergisi, Servet-i Fünun, Hayat
Dergisi kimi şiirlerinin yayımlandığı diğer yerler. Yayımlanan ilk öyküsü ise
Viyolonsel’dir. Yayımlanmamış şiirlerini ilk kitabı olan “Dağlar ve Rüzgâr” da
toplamıştır (1934). Yine de bazı eserlerini yayımlamamıştır. Özeleştiri yapar
ve hiç beğenmediğini söyler. Burada kasıt özellikle ilk eserleridir. Bu kötü
bulma kendini aşmanın, değerlendirmenin ve dürüstlüğün ürünü olsa gerek.
Sabahattin
Ali’nin eserlerini, özellikle şiirlerini, kısaca değerlendirmek gerekirse,
genelde halk şiiri ölçütlerine bağlı kalmıştır. 5, 7, 8, 11, 13’lü hece
ölçülerini kullanmıştır. İkili duraklar, deyim yerindeyse, türkülere kalıp gibi
oturur. **Sabahattin Ali şiirlerinde mahlas kullanmamıştır. Türküleri dillerde
olsa da isminin pek tanınmamasının nedeni bu olsa gerek. Öğretmen oluşu,
yüzyılın getirdiği kayıt etme ve kitaplaştırma kolaylığı mahlas kullanmamasında
etkili olmuştur sanırım. Gerçi olsa ne farkeder ki. Günümüz san-ât ca-mîası (ne
demekse) alayını alır, dönderir, en güzel sevdaları bile tekdüze yaz aşklarına tiz elden çevirirler ama,
neyse.
Sabahattin
Ali, belkide ozanlık kriterlerinden dolayı ozanlarımız arasında pek anılmaz da
şairlerimiz derken bazen yer bulur. Ozan kimdir? Mahlası olan? Doğaçlama
yapabilen? Sazı olması şart mı? Bu biraz tartışma ve uzmanlık konusu.
Sabahattin
Ali’nin Osmanlıcayı da iyi kullandığı şiirleri azımsanmayacak kadardır. Serbest
şiir yapısında olanlar ve diğerleri yine denediği örneklerdendir.**
Ne
hakkında yazılacak biter ne de yazılması gerekenler.Bakıyorum da bugün de pek
bir şey değişmemiş buralarda. Bence O, her kapatıldığında ölmüştür, hem ağzı
hem de içeri. Gerçi ozan çile çekmese bağırır mı, bağırmazsa ses çıkar mı! Yine
ölümüne değinmeliyim hasta duygularımla. Ölümü, yine o dış güçler(?). Hani
sokarlar ya içimize kadar, fesat karıştırsınlar diye taa amarikalardan. İşte
öyle bir şey. Kim bilir, belki de uzaylılar yapmıştır kafasına odunla vura vura
yüzü tanınmayacak olana kadar. Halbuki katiline çok da yardımı dokunmuştur ama
katilin memleket sevdası(!) baskın gelmiştir. Bu ne kindir Türk Diline ve onun
aşığına? Türklük duyguların yok mu genç !..
Sustum.
Benim bir şiirimi eklemek istiyorum.
DÜZEN
Bu nasıl bir düzen, sahibi yok mu?
Koyun belli değil, kurt belli değil
Üleş param parça alan gidiyor
Boyun belli değil, sırt belli değil
Vatan toprağına
sahip sen misin?
Anarşist öldürüp, can alan mısın?
Hayvanat peşinden yol bulan mısın?
Soyun belli değil, .t belli değil
Ekinde tarlada sürülen benim
Tipide soğukta kırılan benim
Ayaklar altına serilen benim
Neyim? belli değil, ot belli değil
Irgat tumanını beraber giyek
Beraber çalışıp beraber yiyek
Hep mi aç karnına çok şükür diyek
Doyum belli değil, kıt belli değil
Ceylani düzeni düzen utansın
Yananlar sönsün de tutturan yansın
Bir tane bölücü var o da sensin
Hayın belli değil mert belli değil
Bize de
sahip çıkanlar olması dileğiyle...